Ye Kürküm Ye: Viyana & Budapeşte

Bir Yılbaşı Fantezisi…

Bizim neslin çocukluk anılarında önemli bir yer kaplar Hikmet Şimşek yönetimindeki pazar konserleri. Aynı dönemin renkli anıları içinde bana ve yaşıtlarıma biraz olsun klasik müziğin tadını veren Danny Kaye yönetimindeki komik filarmoni konserleri de yer alıyor. Her ne kadar gerçek bir klasik müzik hayranı olmasam da ucundan sevenlerdenim yani. Dolayısıyla gezgin arkadaşım Melike, Viyana’da Yılbaşı Konseri hayalini benimle paylaştığında “hadi” dedim! 

Tabi demekle olmuyor… Viyana hem gitmesi hem kalması, yemesi içmesi yani her açıdan pahalı bir destinasyon. Ama Melike benden de çalışkan ve azimli bir kadın! Yazın ortasında, Temmuz sıcağında havayolları promosyon yapmaya karar verdiğinde kendisi hemen beni aradı! Bir önceki kampanya döneminde yurt dışı biletleri satışa çıkmamış, biz de kendimizi Antalya ve Konya biletleri ile teskin etmiştik. Bu seferki lokma büyük olunca ilk dakikada iki koldan saldırdık. Melike yine başarılı oldu; Viyana biletleri ulaşılamazdı ama iki ekonomik Budapeşte gidiş dönüş bileti elimizdeydi. Ve kendisi aynı zamanda Budapeşte – Viyana tren seferlerine de hakimdi. Dolayısıyla yaz sıcağının doruğunda yaklaşık 6 ay sonrasına planımız hazırdı. Budapeşte’ye uçup trenle Viyana’ya geçecek, burada kısa bir konaklama ile ünlü yılbaşı filarmoni konserini izleyecek ve yılın ilk günü Budapeşte’ye geri dönüp iki üç gün kalarak bir uçuşla iki şehir vuracaktık. 

Zaman su gibi aktı tabii… Aralık başı geldiğinde nasılsa daha çok var diye konaklamaları önceden rezerve etmediğimiz için biraz üzüldük. Zira yerler dolmuş, fiyatlar katlanmıştı; hem de Euro bazında! Neyse ki gezimize katılmaya sonradan karar veren kardeşi ile birlikte üç koldan saldırınca bütçemize uygun yerler bulduk. Üstelik geçen zaman içinde havayolunun uçuş saatlerinde yaptığı revizyon bizim promosyon biletlerine ücretsiz tarih değişikliği hakkı vermişti. Böylece seyahatin hem ekibi hem süresi genişledi; 3 gün Viyana 3 gün Budapeşte olarak finalize edildi. 

Soğuk Diyarlara Gitmeden Önce …

Bizim memleketin de kışı çetin olabilir elbette ama orta ve kuzey Avrupa şehirlerindeki keskin soğuk kimimizin canını daha önce yakmıştı. Hele bir de kışın ortasında buralarda sokaklarda dolaşmak, şehrin altını üstüne getirmek niyetindeyseniz! Bir de aldığınız promosyon uçuşta valiz hakkınız yoksa ve sadece kabin çantasıyla yola gidecekseniz dikkatli planlama şart.

Böylesine şartlarda kompakt ve verimli bir seyahat valizinde olması ve olmaması gerekenleri dikkatlice düşünüp karşılıklı mütalaa ettik; sonradan da doğruluğu kanıtlanan şu kararla hareket ettik: 

  • Her türlü soğuk ve yağışa dirençli, hafif ve uzun (dizaltı kesin) pofufuk bir mont giyilmeli – Ben uzun, yandan yırtmaçlı, dışı siyah içi fotoğraflarda güzel gözükecek parlak turuncu bir mont aldım
  • Hem sıcak tutacak hem uzun yürüyüşlerde rahat edilecek hem de gece eğlencelerinde şık duracak veya en azından sırıtmayacak bir bot giyilecek (önemli nokta: fazladan ayakkabı taşınmayacak) – Ben fermuratlı orta boy kar botu tercih ettim
  • En kalın kıyafetler yolda giyilecek – Ben kot pantolon ve pofuduk polarımı giydim
  • Yünlü bir şal – Ben montun renklerine uygun battaniye tipi bir yün şal sardım
  • Lahana modeli her güne bir ince içlik ile yedek 1-2 kazak alınacak – Ben 2 kazak götürdüm ama polarla birlikte tek de yetermiş.
  • Yılbaşı gecesi için şık bir seçenek – Ben karar veremeyip iki alternatif götürmüştüm, sonuçta rahat olanı seçtim. Yani ikinciye gerek yok; önden karar verin. 
  • Çantalarda da kabin tipi çekçek valiz, kol çantası yerine rahat dolaşmalık ama şık orta boy bir sırt çantası ile içinde bir ufak omuzdan kese çanta.
  • Önemli not: Özellikle belirlediğiniz bir alışveriş hedefi yoksa “oradan alırım lazım olursa” fikrine kapılmayın; hem Viyana hem Budapeşte alışveriş için pahalı! 

Yılbaşı Konseri…

Hayallerimizi (özellikle Melike’nin) süsleyen Viyana Filarmoni Yılbaşı Konseri biletlerinin çok pahalı olduğunu duymuştuk. Ama konserin dev ekranlardan şehir meydanında canlı yayınlandığını ve sokakların çok şenlikli olduğunu de öğrenmiştik. O yüzden bileti ilk aldığımızda konser biletine kasmadık. Ama tarih yaklaştıkça acaba uygun bilet bulabilir miyiz merakı bizi sardı. Yine arkadaşımın azmi ve çabasıyla nefis bir fırsat bulduk ve hemen atladık… O yüzden önce bu konuyu değerlendirelim. 

Viyana şehir merkezindeki küçük saray binalarından birini konser ve davetler için etkinlik alanına çevirmişler. Ve içi de dışı kadar şatafatlı görünen salonlarda küçük filarmoni konserleri düzenleniyormuş. Şehir sakinleri ve turistler de bu etkinliklere şıkır şıkır giyinip erişilebilir bu şaha şahanın tadını çıkarıyormuş. Mekanın adı Kursalon Hübner; ve biz de yılbaşı gecesi için kişi başı yaklaşık 90’ar Euro karşılığında saat 22.00-23.30 arasında konser & gece yarısı bir kadeh şampanya eşliğinde saray terasından havai fişek gösterisi paketi aldık. 

Hakikaten de etkinlik alanına yaklaşık 21.00 sularında vardığımızda misafirlerin bir kısmının kırmızı halılara yakışır abiyeler ve smokinlerle geldiğini hayretle gözlemledik. Tabi ortamı iplemeyip bakkaldan ekmek almaya çıkmış kıyafetleriyle gelenler de vardı ki bir kısmı turist idi. Çoğunluk ise bizim gibi sıradan denilemeyecek özende ama bir düğünde “işte gelinin ablası” da dedirtmeyecek şıklıktaydı. Hem abiye hem de “smart” şıklar içinde çoğunluğun keyifli bir yılbaşı geçirmeye gelen her yaştan Viyanalı olması çok hoştu. 

Konser salonu maalesef resimlerdeki kadar kocaman ve şatafatlı değildi. Büyük ihtimalle büyük etkinliklerde kullanılan alan bölünerek konser, yemek ve dans alanı olarak parçalanmıştı. Bunu daha sonra sarayın diğer bölümlerini de görme fırsatı olunca konfirme ettik. Yine de sahne ve önündeki alan 9-10 kişilik bir müzisyen grup ile 2 dansçı veya solistin performansı için yeterliydi. Misafirlere ayrılan oturma bölümü pek de konforlu olmayan sandalyelerden oluşuyordu ama çekilmez değildi. Salona giriş ise uzunca bir bekleyişle tek kapıdan zarif ama acelesi olmayan yer göstericilerin mihmandarlığında yapıldı. 

Konser programı tam bir popüler klasik müzik potporisi niteliğinde planlanmıştı. Viyana’nın gururu Mozart ve  Strauss’un başrolde olduğu, her tür kulağa hitap edebilecek parçalardan derlenmişti. Üstelik yer yer sahneye çıkan eşlikçiler nefisti… Bir tenör ve bir soprano opera solisti zaman zaman ayrı ayrı zaman zaman birlikte kısa aryalar seslendirdi. Bir genç balerin ve hafif göbeklenmiş kıdemli eşlikçisi valsten baleye ufak porsiyonlardan görsel şenlikler sundular. Eğlenceli ve ritmik parçaların bolluğu da seyirciyi yormadı. Sonuçta kulaklarımızın pası silindi mi silindi. Arada seyircileri izlerken keyfe gelip anı paylaşmak isteyen ama cep telefonlarıyla performanstan ziyade önündeki enseleri çeken amcalara teyzelere güldük mü güldük. Salonun arka tarafında olmayı avantaj belleyip abiyelerin değerlendirmesini yapıp puan verdik mi verdik. 

Yeni yıla yarım saat kala biten konserden sonra misafirler Orta Avrupa kültürüne yakışır, nizami bir şekilde salonun önündeki terasa alındı. Tek akıllı biz olmadığımız için sıfıra yakın derecedeki geceye adım atmadan önce vestiyer sırasında epey beklemek zorunda kaldık. Ama saat 12 olmadan önce terasta kuytu bir köşede elimizde şampanya kadehlerimiz ile yerimizi almıştık. Şehrin ortasında büyük bir parka bakan manzaramız sayesinde gece yarısından önce birkaç havai fişek gösterisini arda arda izleme fırsatımız oldu. Şahsının nerede olduğunu göremediğimiz sunucumuzun geri seri sayımını takiben de tam önümüzde kısa ama parıltılı bir gösteri vuku buldu. 

Yeni yıla girince teras hafiflerken misafirlerin yavaş yavaş dağıldığını zannettik. Meğer yan tarafta dans pisti ve minik bir sahnenin yer aldığı, disko aydınlatmalı bir salon daha varmış. Her yaştan anın tadını çıkaranların müziğe kendini az çok kaptırması bizi de gaza getirdi. Birkaç ufak hareketle abiyelere eşlik ettik. Ama en tatlısı kolkola girmiş parıldayan teyzeler amcaların yanak yanağa dansını izlemekti. 

Viyana İzlenimleri & Uyarıları…

Şehir gezerken, özellikle Avrupa’da, her yiğidin yoğurt yiyişi ayrı olur… Kimi müzecidir, kimi gurme; kimi sokakları arşınlar kimi dükkanları didikler. Kimi de her telden çalıp şehrin en ünlü mekanlarını sıraya dizer. Zaten artık her yere dair bloglar, gezi rehberleri, tur programları ibadullah. O yüzden Viyana’da şunu görün bu kaçırmayın demeyeceğim. Biraz internette araştırma yapıp seç beğen git modelini yapmak çok kolay.

Zira biz de öyle yaptık… Ama üç günlük kısa programımızda bize kolaylık sağlayan birkaç ipucunu paylaşabilirim:

  • Kısa bir araştırma yaptıktan sonra gitmek istediğiniz yerleri haritada işaretleyebilirsiniz. Böylece hem zaman kazanırsınız hem de size en yakın rotayı spontane belirlemek kolay olur. 
  • İşaretlediğiniz yerleri, konaklama ve transfer noktalarını içeren haritanızı offline yani internet erişimi yokken de kullanabilmek için cep telefonunuza indirebilirsiniz. Böylece istediğiniz zaman data ihtiyacı olmadan erişebilirsiniz. 
  • Bizim gibi aranızdan birini kurban ederek sanal sim alabilir, böylece uygun bir bütçe ile internet hizmetini grupta paylaşabilirsiniz. Tek dikkat etmeniz gereken bu data paylaşımının biraz şarj tüketici olması. 
  • Kesin gitmek istediğiniz müze varsa biletlerinizi önceden almaya çalışın. Artık Avrupa’nın pek çok ünlü müzesinde biletler hızla tükeniyor; sırada bekleyip 3 gün sonrasına bile bulamadıklarınız oluyor. 
  • Biz memleketimizin kültür mirasının izlerini sıkı takip ettiğimiz için ve de Melike’nin ihtiraslı merakı sayesinde özellikle Efes kalıntılarının sergilendiği müzeyi hedeflemiştik. Popülerlik listelerinde baş sıralarda olmayabilir ama merkezi bir konumda ve bilet kapıdan almak kolay. Maalesef muhteşem Efes Artemis’lerinden birini layık olmadığı bir şekilde sergiliyorlar. Kapı ağzında, merdiven dibinde, düzgün bir aydınlatma olmadan ya da kocamak taş salonlarda, tılsımını ortaya çıkaramayan bir ortamda Efes hazineleri görmek biraz yürek burktu. Ama Osmanlı döneminde izinli çıkan eserler bunlar. En azından nefis bir maket ve kazı fotoğrafları ile konuyu toparlamışlar. 
  • Özellikle yılbaşı gibi özel zamanlarda veya uzun hafta sonlarında şehir epey kalabalık; her yerde çok sıra olabiliyor. Restoran ve kafelerde ya beklemeyi ya da daha az popüler bir yere gitmeyi göze alarak hareket edin. 
  • Bazı mekanlarda servis yapan personeller kendileri saray aristokrasisinden ve size lütfediyormuşçasına davranabilir; kızmayın ya da içinize atın. Zaten çoğunlukla servis bedeli hesaba ekleniyor; bahşiş bırakmadığınızı hayal ederek oradan yavaşça uzaklaşın. 
  • Evet elmalı turtalar ve şinitzeller muhteşem; yemeden dönmeyin. Şehrin en ünlü şinitzel lokantasının iki şubesi var. Biri daha büyük ve burada rezervasyon yapmadan sırada bekleyerek masa kapma ihtimaliniz daha fazla. Biz 31 Aralık günü açılmadan 15 dakika önce yani 11.15’te gittik; yaklaşık 20 dakika bekleyip harika bir masada yedik. Viyana usulü şinitzelin burada domuz ve dana seçeneği var; domuz olanı daha ünlü ve lezzetli. Porsiyonlar çok doyurucu; hatta iki porsiyonla üç kişi bile doyabilir veya masayı çeşitlendirebilirsiniz. Yanına tavsiye edilen patates salatasını eksik etmeyin; çok şey kaçırırsınız. Ama kızılcık sosu herkese hitap etmeyebilir; ben beğendim. 

https://maps.app.goo.gl/K36fZC3TYGFkkCUUA

  • Yılbaşı kutlamaları için sokaklar şahane düzenlenmişti… Işıklar, yeme içme büfeleri, güvenlik koridorları, müzik noktaları; her şey çok güzel planlanmıştı. Konser öncesinde de sonrasında da sokaklarda vakit geçirmek çok keyifli oldu. Tüm noktalardan Viyana anısı logolu mantar şekilli kupalarda sıcak şarap, panç ve çeşitli içecekler satılıyordu. İster geri verip depozitosunu alıyor ister anı diye saklıyorsunuz; ben bir tanesini eve kadar taşıdım. 

Sonuçta Viyana izlenimim şudur: Bir kere görmek lazım; ama kalbi dolduran heyecanlı bir destinasyon mu; hayır. Öncelikle havası kadar stili de soğuk bir şehir; bunun bence en önemli nedeni ölçek. İnsan ölçeğinden çok kopuk, şatafat ve gösteriş adına her şey kocaman… Yollar, binalar, saraylar, kolonlar, tavanlar, Binalar ve şehir planı çoğunlukla neoklasik tarzda yapılmış. Bu tarz bana hep çok samimiyetsiz, yüzeysel gelmiştir. Uzaktan baktığında görkemli gözüken ama asıl yüceliği barındıran medeniyetlerin – yani Mısır, Grek, Mezopotamya ve Anadolu gibi kadim uygarlıkların mirasının suyunun suyunun suyu gibi biraz. Özellikle 18. ve 19. Yüzyıl sanatına, zanaatına ve mimarisine meraklıysanız sizi tam anlamıyla doyurur. Ama bu çakma korint kolonların, duvar kabartmalarının gerçek memleketinden geliyorsanız o kadar da etkilemiyor. 

Ama resim ve modern sanatın başka dallarına meraklıysanız tam bir müze cenneti. Elbette Berlin, Londra, Paris gibi kültür başkentleri kadar sanatseverin ağzının suyunu akıtmıyor. Ama Klimt’ler, Renoir’ler, Picasso’lar damak tadınıza uygunsa tatmin edici bir koleksiyonu var. Yani bir daha oralara yolum düşerse bir iki gece daha kalıp müze gezerek sanatsever iştahımı besleyebilirim. 

Peki Ya Budapeşte…

Yine önceden çalışılan ve haritada işaretlenen hedeflerle Budapeşte gezmek çok kolay oldu. Zaten illa gidilmesi lazım diyebileceğiniz önemli turistik lokasyonlar birbirine çok uzak değil. İpucu ve yorumlu önerileri yine sıralıyorum:

  • Merkezi bir konumda kalmanızı öneririm; her yere yaya ulaşabileceğiniz seçenekler var. Biz burada kaldık; şifreli anahtar kutusu ve kolay talimatları, şehrin en popüler noktasındaki sessiz konumu ve yeterli konforu tatmin edici idi:

https://maps.app.goo.gl/GerBb7wkv6UWgYHu9

  • Toplu ulaşım da oldukça kolay. Biz birkaç kez otobüs kullandık; neredeyse her durakta İngilizce menüsü de bulunan bilet otomatları var. Havalimanı merkez arası expres hatta ise direkt kredi kartı ile ödeme yapılabiliyor. 
  • Yine büyük ve popüler müzelere biletlerinizi önceden alın bence, ünlü ressamların takipçisi çok. 
  • Ulusal Macar Müzesi gözden kaçabilecek bir hazine… Önceden bilet almadan sabahın erken saatlerinde gittik; yine de sıra vardı ama rahat girdik. Hazine bölümü özellikle etkileyici. Müzeyi barındıran sarayın kütüphane kısmında yer aldığı için yapının içi de barındırdığı nadide eserler kadar etkileyici. Bir de Macar göçlerini anlatan bölümlerde “bunlar kesin Türk” tartışması kaçınılmaz. 

https://maps.app.goo.gl/ZFBaU6bXXVsE7aHM7

  • Opera Binası dünyaca ünlü ve nefis gösteriler var. Biletler çok kolay tükeniyor; biz bulamadık. Her gece saat 18:00’de ayakta sınırlı sayıda bilet de satıyorlar ama o da jet hızıyla bitiyor; erken gidip sıra beklerseniz şahane akustiği ve heybetli salonu deneyimlemek için değer:

https://maps.app.goo.gl/acgVY36YmdqtsiSF7

  • Ünlü zincirli köprüsüne gidecekseniz gün batımını tavsiye ederim. Güneş tepelerin ardından batıyor ama şanslıysanız harika renkler ve Tuna nehri size kıyak geçiyor. Üstelik tam bu sırada köprüyü yürüyerek Buda tarafına geçerseniz şehrin ve parlamento binasının ışıklandırılmış harika manzarasını görebilirsiniz. Daha iyisini teleferikle çıkıp tepeden izlemek mümkün; beklemeye kesinlikle değer. 
  • Viyana’nın ateş pahasından sonra Budapeşte’den daha rahat hatıra alışverişi yaparız zannettik. Yanılmışız! Macar işi işlemeler ve her türlü turistik eşya bence ederinden çok daha pahalı. Bazı işlemelerin makine işi olduğu uzaktan belli zaten. Hem bizim memlekette o kadar her şey var, hem de bizim Euro karşısındaki hezimetimiz o kadar ağır ki… Budapeşte’nin en büyük marketi olan koca binada bile alacak şey bulmakta zorlandık. Ama yine de hepsi bir arada hem hediyelik hem şarküteri hem diğer lezzetleri görmek isterseniz:

https://maps.app.goo.gl/2HHB7ww6jfHw29Wu8

  • Budapeşte’nin damga lezzetlerinden Paprika dedikleri kırmızı biber sosları çok popüler. Her yerde satılıyor; illa turistik bir yerden değil marketten daha uygun rakama alabilirsiniz. Bizim için çok sıradışı bir tat değil ama güzel bir nüansı var damakta kalan. Üstelik güzel bir hediyelik de olabilir. 
  • Alışveriş seviyorsanız ya da özellikle vintage merakınız varsa o zaman şehrin gizli cevherleri sizi mutlu edecektir. Merkezde birden fazla şık vintage ve ikinci el mağaza var. Üstelik koleksiyonları da çok zengin; kullanılmış kaliteli kıyafetlerden eğlenceli çoraplara, deri çantalardan kürk ceketlere kadar çeşitli ürünler var. Biz birinden özellikle mutlu ayrıldık:

https://maps.app.goo.gl/9FzABTRJEyayjBt6A

  • Şehrin merkezinde özgün Macar işi ürünler satan bir yer bulduk… İşte burası bizi çok mutlu etti! Boynuzdan kupalar ve süs eşyaları, işlemeli takılar ve kıyafetler, deri çantalar ve başka süslemeli eşyalar hem güzel tasarımları hem de ateş pahası olmayan rakamları ile son dakikada güzel hediyelere vesile oldu. Haritada tam işaretli değil ama buralarda:

https://maps.app.goo.gl/stN5kCrjnzaJQSGEA

  • Sokak lezzetlerinin neredeyse tüm çeşitlerini sunan bir yer var… Bence denemelisiniz:

https://maps.app.goo.gl/PDpUzLnivHtGCLXK8

  • Yediğimiz en güzel tatlardan biri Artizan Bakery diye kendi ekmekleri dahil herşeyi itinayla yapan bir fırın – cafe idi. Öğlen menüsündeki çorba ve yanında gelen sandviç / salata da tatlı çeşitleri de nefisti: Sadece bizim gibi gözünüz dönerse çok yeme riski var: 

https://maps.app.goo.gl/J72Md2jhrjyPkqyq6

  • Terkedilmiş binalarada konuçlanan barları ünlü şehrin. Bunlardan en ünlüsü, en büyüğü ve en eğlenceli olanı:

https://maps.app.goo.gl/HzXJ5id8K31kLBDH7

  • Biz bir gece yolumuzun üstünde tatlı bir bara gittik… Önünüze bir deste kart verip çeşitli lezzetlerde kokteyler arasından seçebilmeniz için yönlendiren tatlı garsonlar var. Farklı bir kokteyl tatmak çok eğlenceli bir deneyim oldu; mekan da çok güzeldi:

https://maps.app.goo.gl/LRmtheH8VSJQdQMW6

Sonuç: Budapeşte benim için daha insancıl, eğlenceli ve keyifli bir gezi rotası oldu. Orta Avrupa’nın soğuk dünyasında yine kocaman binalar, kocaman caddeler ve kocaman meydanlar var ama gerek mimari özellikleri gerek şehrin bütünü olsun; daha insancıl ölçeğiyle sizi sarmalıyor. Özellikle tatlı çatıları, minik dükkanları, Macar işlemeleri gibi detaylı, ince ince işlenmiş cepheleri ve nefis gece ışıklandırmaları ile süslenen Tuna nehri insanda kalıcı bir etki yaratıyor. 

Bu şehir sokaklarında yürürken uzak diyarlarda olduğunuzu iliklerinize kadar hissettiriyor. Ama bu, ürkütücü ya da rahatsız eden bir yabancılıktan ziyade heyecanlı bir maceranın parçası olmaya benziyor. Hatta dev meydanın kenarında kurulmuş kocaman buz pistinde paten kayanları köprüden izlemek ya da şehrin en büyük parkındaki eski kapıdan geçip romantik yapıların arasında dolaşmak oldukça masalsı bir duygu. Nihayetinde Budapeşte’de kendinizi tam olarak bu kente ait hissedemeseniz bile yaşadığınız ana ait hissediyorsunuz. 

Ye Kürküm Ye…

Nedir bu kürk meselesi derseniz… Viyana’ya ayak bastığımız andan itibaren sokaklarda her yaştan kadınların pek çoğunda ve birkaç beyefendide de bolca kürk gördük. Önce yaşça olgun teyzelerin tercih ettiği klasik modeller dikkatimizi çekti. Sonra baktık ki genç kızlar da salına salına kürklerle geziyor. İlk yorumumuz soğuk havadan herhalde oldu. Ama giderek kürk modasının geri dönüş yaptığına karar verdik. 

Tüm büyük mağazaların vitrininde en az bir kürk olduğunu fark etmemiz uzun sürmedi. Hele bir de Budapeşte’de hayranı olduğumuz vintage dükkanda kocaman bir kürk bölümü bulunca gözün gördüğünü gönül de istemeye başladı! Birbirinden renkli yeleklerden retro ceketlere kadar çeşit çeşit ikinci el kürk kıyafetler askıları süslüyordu. 

Bu kürk meselesinde karışık duygulara sahip olduğumu itiraf etmeliyim. Mağazalardakilerin çoğu zaten sahte kürk; ona eyvallah. Ama bir canlıyı sadece güzel gözükmek için katletmek bana göre değil. Zaten medeniyetimizin ahlaki evrimi de buraya geldi. Öte yandan özgün kürk kullanımı, yani çok soğuk iklimlerde yerel kaynaklarla sürdürülebilir sağlıklı bir hayat için kürk bir zamanlar şart idi. Bazı özel durumlarda hala geçerli olma ihtimali de var belki. Asıl beni ikilemde bırakan bu mazideki kürklerin ne olacağı. Mesela bu konu ahlaki bir çıkmaza girmeden önce alınmış ve bana teyzemden kalan kürk etolleri ben ne yapacağım? 

Viyana ve Budapeşte gezim arka planda bana tüm bu sorgulamaları tekrar yaptırdı. Kürkün şık ve zarif görüntüsü soğuk havayla birlikte daha etkileyici oldu. En sonunda kararı vintage sahte kürk bir yelekte kıldım. Alan mutlu, satan mutlu, vicdanlar temiz kaldı. Üstelik havam da bin beş yüz oldu. Yeterince soğuk olur da giyebilirsem Avrupa’dan aldım diyeceğim… Ye kürküm ye!